Şiir Tadı
Selçuk Yöntem’in bir şiir albümü olduğunu yeni öğrendim. Sesinden çok şiir dinlemiştim -youtube, facebook sağolsun- ama albüm halinde olduğunu bilmiyordum. Google ile interneti birazcık kurcalayınca gördüm ki tam 13 şiirlik bir albümü var Selçuk Yöntem’in. Üstelik baya da eski. Hemen edindim bir tane. Şimdi sabah akşam onu dinliyorum.
Eşsiz bir ses tonu, şiirler ve müziğin uyumu da muhteşem. Favorin hangisi derseniz tek bir şiir söylemek çok zor ama iki tanesini burada özellikle yazmak istiyorum. Birincisi albümdeki ilk şiir: “Amorti”
Biletimi,
Kör bir piyangocunun
Titreyen ellerinden çekiyorum
Savrulmuş hayatıma bir amorti vursa
bu, en büyük ikramiye bana!
Sen’lerden örülmüş bir duvarın kenarından yürüyorum
Sen’lerden örülmüş o duvara tutunarak
Yalnızlıklardan kaçıyorum güya
Yalnızlıklarıma birer davetiye gönderirken
Ben o sen’leri bölüyorum
O sen’ler beni
Bölük pörçük hayatımı
İliklemeye çalışıyorum beceriksiz ellerimle!
Yamalı bir kum torbasına dönmüşüm
Kendimi dövmekten geliyorum
Bir iş dönüşü saati
Yorgunum, bitkinim
Dargınım kendime!
Cevapları kendi içinde saklı sorguların
Binlerce soruya gebe bakışlarında
Bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikte
Sürüklüyorum kendimi
Bir kaplumbağanın “evim” dediği heyecanda
Taşıyamıyorum artık bedenimi!
Kendimi ispiyonluyorum
Bir casusun kurşuna dizilme hakkını
Görebilmek için kendimde
Terazi burcundan gündönümlerinde
Akşamdan kalma yorgun bir gündüzün sarhoşluğu,
Kazandığı savaşlardan topladığı madalyaları
Ağlayarak sayan bir askerin gölgesiyim
Ah!
Göz özü görmeyen bir havada
Fareli köyün kavalcısını arıyorum:
Ömrümün kalan kısmına hükümlü
Peşinatsız dört taksit sudan ucuz üç kuruşluk acılarımı
Dökmesi için denize!
Reha Yünlüel’e ait şiir, Selçuk Yöntem’in yorumuyla bambaşka bir büyüye kavuşmuş. Defalarca, art arda dinledim.
Yorgunluk, büyük bir yorgunluğun izleri var şiirde. Dinlerken kendi yorgunluklarımı fark ettim. Uğruna değiştiğim, değiştirdiğim fakat ellerimin yine de boş kaldığı her şeyi düşündüm yeniden…
Bir amorti…
“Savrulmuş hayatıma bir amorti vursa…”
Şimdi böyle yazdım ya, kendime inat daha çok savaşmak, daha çok değişmek, değiştirmek istiyorum. Kendime inat, yorulan her zerreme inat, daha çok çabalamak, daha çok yorulmak…
Hırs mı bu?
Kim bilir…
İkinci paylaşmak istediğim şiir albümdeki 8. şiir: “Herkes Gitmek İstiyor”
Bu günlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi…
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim,
Öteki de olmuyor;
Yani herşeyi yüzsütü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
Öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık…
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler,
Bir çocuk daha doğurmalar,
Borçlara girmeler,
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben;
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
“Sırtında yumurta küfesi taşımak” diye bir deyim vardır.
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler…
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira!
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif denk olsa…
Gün içinde mesela;
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün?
Sabah 9 akşam 18…
Sonra başka mecburiyetler…
Sıkışıp kaldık…
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani…
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba..
Ben her bahar aşık olmam
Ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç, ama olsun…
İstemek de güzel.
Bu şiir de Can Yücel’e ait.
Her zaman otur diyen kazanmak zorunda mı?
Umarım benim için öyle olmaz. “Kalk gidelim” diyen yanda ben varım, umarım en kalabalık yan daima “kalk gidelim” diyen olur.
Söyleyecek pek fazla şeyim kalmadı artık, bu günlük böyle.
Son bir ilave:
Yakın zamanda bende o “kaymak tabakası”na dahil oldum.
Gitmeyi istemenin tadı başka, gitmeninki bambaşka. Birazcık da olsa gidebilmek ise ağızda bir parçacık “şiir tadı” bırakıyor. Yarım bir tat. İyi yazılmış, güzel yorumlanmış bir şiirin tadına doyulmaz. Buna da doyamıyorsunuz, doyuyorsunuz da, yetmiyor. Bir parça, bir parça daha istiyorsunuz.
Gitmenin tadı bambaşka…
Anneden izinli olsa da…
~CE_Sum~
