YıldızDer Blog

YıldızDer mezunlarımızdan yazılar, notlar, kişisel yorumlar

Minik Sürpriz*

May20

Belki de yıllardır yaşadığımız en güzel sürprizi sen yaptın bize. Aslında hepimizin içten içte “hayırlısıyla..” dediği bir duaydın dilimizde.. Büyük bir heyecanla aramıza katılmanı diliyorduk ama hiçbirimiz dillendirmemişti bu arzuyu,cesaret edip de. Arasıra espriler yapıyorduk, ne zaman geleceksin diye… Elbette altında gerçeklik payı yatan şakalardandı bunlar… Ve gün geldi “geliyorum” dedin sessizce… Annen gözyaşlarıyla karşılık verdi bu seslenişine, tabii ki sevinçle.. Anneannen heyecandan yolunu kaybetti, Medine’den Mekke’ye… Deden anneanneni arayıp bulunca aldı mutlu haberini de; gözleri parladı, hayalinde torununu canlandırdı belki de…Teyzen ufak bir çığlık attı ‘çift çizgi’yi görünce, sarıldı annene, ne diyeceğini bilemedi, “süper!” dedi, ancak bunu diyebildi.. Babanın tepkisini merak etti teyzen önce, o ayrı bir sevinmişti herhalde.. Kimbilir tüm çocuklarda aradığı bir evlad sevgisindendi belki de.. O da çok mutlu oldu geleceğini duyunca, hiç merak etme…

Herkesi sevindirdin işte.. Hepimizin içine “nasıl bir şey olacak acaba; aslan parçası mı, bir prenses mi yoksa?!” gibi soru işaretleri bıraktın… Minik bir kıpırtı hasıl ettin yüreklerimizde, güzel bir tebessüm kondurdun yüzlerimize, daha bir parlar oldu gözlerimiz ve seni bekler olduk dörtgözle! Evet evet, hiç gülme! “8 ay var daha, çok bekleyeceksiniz daha şimdiden böyleyse” deme sakın. Gerçekten gelişin için heyecanla atan o kadar çok yürek var ki…

Sen şimdi Rabbimin sana verdiği en huzurlu yerdesin… Kimbilir belki bizi duymuyorsun ama eminim hissetmektesin… Umarım şimdiden ne kadar çok sevildiğini, sevindirdiğini de hissetmişsindir… Dualarımız seninle, hayırlısıyla sağlıklı-sıhhatli aramıza katıl diye… Hele bir öğrenelim; pembe mi olacak nüfus cüzdanın mavi mi diye, sonra gör sen hazırlıkları! Aldıklarımızı gördükçe sen de sabırsızlanacaksın eminim… Ailemizin ilkgözağrısı olmaya hazır ol… İlk torun, ilk yeğen, ilk evlad… İlklere imza atacaksın ufaklık, orada kendine iyi bak, o en güvenli yerde Rabbime emanet ol… Ve hiçbir zaman unutma seni dışarda sabırsızlıkla bekleyenleri… Seni şimdiden çoook sevenleri…

Teyzen…

(17.12.2007 – 00:14 – Ankara)

* Minik sürprizimiz tam bir süslü prensese yakışacak bir tarihte, 08.08.2008′de aramıza katıldı…

yazar: eflhatun - köşe: içimdeki kıpırtı

Çoban Yıldızı

May20

Teoman’ın insanlık halleri albümündeki ikinci parça “Çoban Yıldızı”. Calogero’nun “Danser Encore” şarkısının müziği ile Teoman’ın sözleri ve buğulu, sakin sesinin mükemmel bir birleşimi. Yumuşaklığıyla içinizi acıtan, masumiyetiyle suçlayan bir şarkı. Dün sabah gördüm, bir de klip çekilmiş şarkıya Teoman’ın yönetmenliği ve senaristliğinde. Gencecik, çocuk denilecek yaşta bir erkeğin savaşta ölümünü konu ediniyor klip. Şarkıya uygun, çaresiz, ümitsiz, kabullenmiş fakat inceden inceye isyan eden, “keşke” diyen bir havası var.

Klip ve şarkının mükemmel uyumu ister istemez düşündürüyor savaşın ne olduğunu bilmeden savaşa giden gencecik yürekleri. Yaşamanın ne olduğunu anlayamadan ölüme yürüyenleri…

Kızabilir misiniz onlara “Şimdi ölmek istemem” dedikleri, veya Teoman’a, bunu dillendirdiği için?…

Ölüm bir son veya değil, bunu tartışmak değil amaç…

Savaş tartışılmalı. Savaşmaya mecbur olmak tartışılmalı. Başkaların çıkarları uğruna ölmenin onur vermesi için düşünceleri daha oturmamış gencecik beyinlerin esir alınması tartışılmalı.

Afrika ülkelerindeki özgürlük savaşlarına, bir parça kokain ve ellerinde birer kalaşnikof ile ölüm yağdırmaya gönderilen, ölen çocuklar tartışılmalı…

Ve tüm bunların hayatlarından başka riske atacak hiçbir şeye zaten sahip olmayan insanlar için “cesaret” olarak lanse edilmesi tartışılmalı…

Onlar hiçbir şey kazanmadan ölüyorlar. Kaybetmeyi öğrenmeden… Feda edecek hiçbir şeyleri yok, feda etmeyi bilmeden ölüyorlar.

Bir hiç için ölüyorlar, çünkü hedefler onlara ait değil…

Hangi petrol kuyusu binlerce çocuğun ölümüne değer?

Hangi şehir için ölmeli gencecik insanlar, “yüzme bilmeden, daha deniz görmeden, hiç güneşte yanmadan…”

Ölmeyi göze alamamış, göze almayı bilmeyen çocukları, anlamadıkları bir savaşa dahil ettiğinizde, siz katil, onlarsa maktul olmazlar mı?

Trafik kazalarında ölenlere üzülmeli, hastalıktan, açlıktan ölenlere üzülmeli, sadece öldükleri için… Ama savaşta gencecik insanların ellerinde silahlarla “ya öl ya öldür” emrine tabii olmaları kimse için anormal olmamalı. “Savaşlara bu kadar genç insanlar gönderilmemeli, onlar ölmemeli” diyen Teoman “Halkı savaştan, askerlikten soğutuyor!” diye etiketlenmeli.

Bunları düşündüğünüzde fikirler uğruna ölenler umurunuzda değilmiş gibi muamele görmeli, şehitlerimize hak ettikleri değeri vermiyormuş gibi anlaşılmalısınız.

Oysa gerçek şu:

Askerlerimiz de şehitlerimiz de ölümden korkmadıkları için değil, ölümü göze alabildikleri için değerliler… Savaşı sevmedikleri, asker olmayı kişisel nedenlerle değil, gerekliliklerden dolayı seçtikleri için bu kadar mukaddesler her biri… Korku olmadan cesaret olamayacağı için cesurlar onlar…

Savaşabilmek için zalim olmak gerekmez, zulmünse hiçbir yerde değeri olamaz…

Ben bu kadar genç yaştaki insanlar, çocuklar savaşlarda ölmesin diye ölebilirim. Savaşlarda, yaşamaya doyamamış, ölmeyi henüz istemeyen kişiler ölmesin diye hayatımı feda edebilirim.

Benim hayatım bu fikri kutsal kılamaz mı?

Evet, herkes soğusun savaştan… Herkes soğusun ki, kimse birbirini öldürmeyi tek çare olarak düşünemesin, sırf kolay olduğu için savaşları tercih edenlerden olmasın hiç kimse…

Artık olmasın…

Merhamet… Lütfen…

~CE_Sum~

yazar: cesum - köşe: kaptan'ın seyir defteri

Yûşa Tepesi ve Hz Yûşa

May20

boğaziçi’ nde sahile en yakın ve en yüksek olan tepedir Yûşa Tepesi. tepenin zirvesinde karadeniz ve boğaz’ ı aynı anda gören Yûşa Camii ve Yûşa as’ ın türbesi bulunmaktadır.

photo4 Yûşa Tepesi ve Hz Yûşa
pek çoğumuzun belki de bilmediği önemli detaylara sahip aslında burası;
Yûşa as, Yusuf as neslinden olup, Hz Musa ile aynı zamanda yasamıştır. Hz Musa’ nın genç Yûşa ile “iki denizin birleştiği yere kadar” yaptıkları tarihi ve gizemli yolculukları ve burada Hızır as ile buluşmaları Kur’an-ı Kerim‘ de Kehf Suresi’ nin 60 – 65. ayetlerinde anlatılır.

yazının devamı için: Yûşa Tepesi

yazar: te - köşe: o

hafsa…

May19

Yıllar önce,sıcak bir gündü gün sayarak beklediğim Hafsa Sultanla tanıştığımda.

Herkes yabancı, herkes tanıdık..

Büyük- küçük hemen kaynaştık..

Bu dünya gibi değildi orası bambaşka

Saygı, sevgi, muhabbet, ilgi ve alaka…

Kısa zamanda öz kardeşler gibi yakınlaştık birbirimize

O günlerin her anı hala aklımda;

Sabah birbirimizi kaldırmalarımız,

Sabah zorla kaldırılmalarımız,

Barış Manço..

Yatak kontrolü, arma kontrolü,

Boyum kadar etek,

Elbise kadar yelek…

Birkaç kat çıkan yemek sırası,

Sıralarda geçen öğle molası..

Önceki gün beden dersi olan merdiven çıkmasından belli

Sabırsızlıkla beklenen hafta sonu evci izinleri..

Yeni dönemde her yer bavul, apayrı bir heyecan

“Hafize değil teyze Hafsa Sultan”…

Cesur yürek, 12 maymun ve memoli

İsminin anons edilmesi en tatlı anlardan biri

Bahçesinde piknikler, yakan toplar, su savaşları..

Havasında her daim lahutilik esintileri.

İçim parçalanmıştı bir daha aynısının asla olmayacağını anladığımda

Unutulmaya yakın uzaklıkta olsan da, seni çok özledim Hafsa!..

yazar: neslihan - köşe: çiçek operation

Aşk nedir

May19

realitybydekeartwv3 Aşk nedir

Aşk, yaşanan anlamsızlığı sonsuza taşıyabilme potansiyelini içinde hissetmektir.

Aşk, en önde giderken nereye gittiğini ve peşindekileri nereye sürüklediğini bilmemek ama bunu çok da takmamaktır.

Aşk, saatlerce susuz gezdikten sonra ağza alınan ilk damla sudur.

Ask, bazen özletmek ama çok da bekletmemektir.

Aşk, takıntıdır.

Aşk, yakamozlu dalga seslerine dalıp hafif esen meltemle beraber şarkı söylerken güneşin doğuşunun bu sahneye tat katmaktan zevk almasıdır.

Aşk, böyle ımmm klavyede parmakların kıpraşıp ahanda şu anda görmekte olduğunuz harflerin minikten oluşumu ve artışı sonucu kullanıcının yine ask topiğine saçmaladım diye bi gerinmesi, bi kalbinde mutluluk pıtırcığı oluşumu, bu pıtırcıkların kozalarını kırıp kelebenke dönüşümü, 1 haftalık ömründen umarsız sonsuza uçuşu ve bi köşede herkesten habersiz herkesi terk etmesidir.

Aşk, kakaolu sütün ağız etrafında bıraktığı süt pıtırcıklarının daha geniş olması için gösterilen çabadır. Bu çabanın başarıya ulaşması halinde ayna karşısına geçip kendine gülmektir.

Aşk, mutlu olmaya bahane aramak, bulmaktır.

Aşk, soğukta ağızdan çıkan buharın da gölgesinin olusunu komik bulup onunla garip şekiller oluşturmaya çalışıp eğlenmektir.

Aşk, yokken de orda hissetmektir.

Aşk, kış mevsiminde karpuza duyulan özlemdir.

Aşk, pipetle bişi içerken foşurdatıldığında yavaşlayarak yukarı çıkan baloncuktur.

Aşk, çotank diye fırlayan pop up penceredir.

Aşk, prize fiş takarken çıtırdayarak fışkıran elektroncuklar gibidir, potansiyeldir.

Aşk, çift çekirdekten tek çekirdeğe geçiştir.

Aşk, impossible is nothing dir.

Aşk, vazgeçmemekten vazgeçmemektir.

Aşk, siyah ayakkabıya bağlanan turuncu bağcıktır.

Aşk, extremely ordinary bi günü extremely extraordinary bi güne çevirebilicek bişidir.

Aşk, az da olsa korkarak salıncaktan atlamak üzere olan çocuğun öne doğru savrulurken hissettiği o garip sıcaklıktır.

Aşk, somatik sinir sistemiyle değil otonom sinir sistemiyle yönetildiğinden loop a girmiş java programı gibidir.

yazar: ZIP ZIP - köşe: zıpırduck

Hastalık eğlencelidir (:

May19

Hasta olmak insana verilen en güzel acizliklerden biri gerçekten. Hele ki ciddi bir durum, bir ameliyat varsa, uzun zamandır görmediğiniz tanıdıklarınızı karşınızda buluveriyorsunuz. Doğum gününüz hastanede baygın halde geçiyor ve arkadaşlarınızdan birisi sonraki gün gelip “pastan harikaydı Merve, sen baygın olunca kimsenin iştahı olmadı, hepsini ben yedim” diyebiliyor. (:

Bir de bu ameliyat, kendisinden bir şeyler bırakıyorsa kimse değmesin keyfinize (: Kendimden biliyorum, ortopedik hastalıklar en bi acı çektiren ama bi o kadar da keyifli hastalıklardır. Bacağınıza ilizarov set (bkz. http://www.ilizarov.org.uk/deux.jpg ) gibi garip şeyler taktıracaksanız (ki Allah korusun) hayatınızın en bi acı verici ama bir o kadar eğlenceli dönemine girmişsiniz demektir. Yurdum insanı o garip şeyin trafik kazası sırasında bacağa geçtiği ve çıkarılamadığı gibi bir yorumda birleştiğinden, yolda, otobüste, parkta, bahçede, 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamalarında, statlarda ve yurdumun her bi güzel yerinde her birine farklı cevap verilesi sorular sorarlar… :)

(Konuşmaların tamamı belediye otobüslerinde yaşanmıştır. :D )

- Yavrum ailenden ölen oldu mu?

Allah korusun bak Hülya noolmuş çocuğa.

- Yok teyze Allah’a şükür hepsi sağ. Hayırdır?

- Kaza bu kadar kötüyse… Yoksa babanın arabasını mı kaçırdın kızım sen bu yaşta?

- Haa bacağım mı tey…

- Yavrum o demir, taksinin tam olarak neresi?

- Fren patladı balatalar geçti teyze, çıkaramadılar. Tüh.

:D

—————–

- Nerde oldu bu kızım?

- Hacettepe’de amca.

- Bu Kızılay trafiğine çözüm bulunamadı gitti zaten noolucak bu memleketin hali… Hey gidiii gençlik kurtaracak diyoruz en çok da onlara zarar veriyoruz….

- Hayırlı günleriniz olsun amca.

- …

:D

Kemik ağrısının özelliğidir geceleri o kadar çok ağrır ki kesinlikle uyuyamazsınız günlük hayatta bu ve benzeri olayların yaşanması çok iyidir gece hatırlayıp neşelenmeye çalışıp ağrıyı unutma çabaları adına. :)

- Teneke mi o?

- Ney?

- O bacaandaki?

- Tabi, olabilir, o da mümkündür.

yazar: ZIP ZIP - köşe: zıpırduck
« öncekileryeniler »
yeni yazar kayit ve eski yazar giris