tarkan

“kıl oldum abi” yi dolamıştım dilime klibi gördüğüm zamandan itibaren. o zamanlar muz çorap diye bildiğim fosforlu renkli “mus çoraplı” kızlara kıl olmaya başladım ben de bilinçaltımın farkettirmeyen etkisiyle..
yazının devamı için: tarkan

“kıl oldum abi” yi dolamıştım dilime klibi gördüğüm zamandan itibaren. o zamanlar muz çorap diye bildiğim fosforlu renkli “mus çoraplı” kızlara kıl olmaya başladım ben de bilinçaltımın farkettirmeyen etkisiyle..
yazının devamı için: tarkan

afyon ya da uzun ismiyle afyonkarahisar, bozkır özelliğinde anadolu’ nun iç kısımlarında bulunan kurak ve kayalık bir şehrimiz. jeotermal enerji kaynaklarıyla ünlü olan afyon, geçmişten süregelen ilginç mimarisini en iyi evlerinde gösteriyor. yapım tarihleri itibariyle coğunluğu 1900′ lü yılların başlarına ait olduğu bilinen evlerin en yeni olanı 1912 yılına ait. bunun sebebi ise 1902 yılında afyonda çıkan büyük yangın olarak görülmekte (yaklaşık olarak 1300 kadar evin yandığı tespit edilmiş)

yazının devamı için: afyon evleri

Minicik bi bebekken annemi sevmisimdir heralde en cok, icgudusel de olsa..
Sonra bu sevgi ve tum sevgiler yavas yavas bilincli ve iradi hale gelmeye basladi …
Annem cok guzel yemekler yapiyordu, hep benimle oynuyordu cok sefkatliydi ve annemdi, beni en cok sevendi iste…
Babami cok sevdim hep bizimle cok ilgili ve herseyimizi dusunuyor diye
Abilerim var sevdigim beni koruyup kolluyorlar diye
Kardesim ; cok guzel vakit gecirip muhabbet ediyoruz diye
Cok iyi dostlarim oldu sonra onlari sevdim egleniyoruz dertlesiyoruz diye
Ogretmenlerim ablalarim oldu sevdigim fedakarlar diye
Farkli sevgiler de yasadim sonra bi oyuncagimi cok sevdim mesela yalnizligimi alsin diye sarilip yattigim…
Ustunde gulen suratlar olan bir kupam vardi bide cok sevdigim, gorunce mutlu oluyorum diye…
Ekmek var cok sevdigim olmayinca yemegin tadina varamadigim ve bide cay var tabi ki sevip muptelasi oldugum
Vs vs…
Simdi bide cok cok sevdigim Canim esim var
Herkesten ,herseyden bi parca buldugum
Annem gibi, beni cok sevdigini bildigim, sefkatli,
Babam gibi, benimle ilgili, herseyimi dusunen
Abilerim gibi, koruyup kollayan ,kardesim gibi guzel vakit gecirdigim
Dostlarim gibi, birlikteyken eglendigim dertlestigim
Ogretmenlerim ablalarim gibi, fedakar …
Sarilip yattigim, gulen yuzunu gorunce mutlu oldugum, bana guzel sozler soyleyen…
Ayri kaldigimizda donunceye kadar dilimden dusurmedigim, O`nu anlatmaktan arkadaslarimi bezdirdigim…
Ve en cok ayriyken anladigim bu kisa dunya hayatinin yetmeyecegi O`nunla ebedi birliktelik istedigim…
Yanimda olmadiginda hayatin tadina varamadigim ve cay gibi muptelasi oldugum …
Yani iste kisacasi, herseyim canim benim…
Sevdim, ebediyen sevecegim…
Selçuk Yöntem’in bir şiir albümü olduğunu yeni öğrendim. Sesinden çok şiir dinlemiştim -youtube, facebook sağolsun- ama albüm halinde olduğunu bilmiyordum. Google ile interneti birazcık kurcalayınca gördüm ki tam 13 şiirlik bir albümü var Selçuk Yöntem’in. Üstelik baya da eski. Hemen edindim bir tane. Şimdi sabah akşam onu dinliyorum.
Eşsiz bir ses tonu, şiirler ve müziğin uyumu da muhteşem. Favorin hangisi derseniz tek bir şiir söylemek çok zor ama iki tanesini burada özellikle yazmak istiyorum. Birincisi albümdeki ilk şiir: “Amorti”
Biletimi,
Kör bir piyangocunun
Titreyen ellerinden çekiyorum
Savrulmuş hayatıma bir amorti vursa
bu, en büyük ikramiye bana!
Sen’lerden örülmüş bir duvarın kenarından yürüyorum
Sen’lerden örülmüş o duvara tutunarak
Yalnızlıklardan kaçıyorum güya
Yalnızlıklarıma birer davetiye gönderirken
Ben o sen’leri bölüyorum
O sen’ler beni
Bölük pörçük hayatımı
İliklemeye çalışıyorum beceriksiz ellerimle!
Yamalı bir kum torbasına dönmüşüm
Kendimi dövmekten geliyorum
Bir iş dönüşü saati
Yorgunum, bitkinim
Dargınım kendime!
Cevapları kendi içinde saklı sorguların
Binlerce soruya gebe bakışlarında
Bir sümüklüböceğin kabuğunu sürüklediği çaresizlikte
Sürüklüyorum kendimi
Bir kaplumbağanın “evim” dediği heyecanda
Taşıyamıyorum artık bedenimi!
Kendimi ispiyonluyorum
Bir casusun kurşuna dizilme hakkını
Görebilmek için kendimde
Terazi burcundan gündönümlerinde
Akşamdan kalma yorgun bir gündüzün sarhoşluğu,
Kazandığı savaşlardan topladığı madalyaları
Ağlayarak sayan bir askerin gölgesiyim
Ah!
Göz özü görmeyen bir havada
Fareli köyün kavalcısını arıyorum:
Ömrümün kalan kısmına hükümlü
Peşinatsız dört taksit sudan ucuz üç kuruşluk acılarımı
Dökmesi için denize!
Reha Yünlüel’e ait şiir, Selçuk Yöntem’in yorumuyla bambaşka bir büyüye kavuşmuş. Defalarca, art arda dinledim.
Yorgunluk, büyük bir yorgunluğun izleri var şiirde. Dinlerken kendi yorgunluklarımı fark ettim. Uğruna değiştiğim, değiştirdiğim fakat ellerimin yine de boş kaldığı her şeyi düşündüm yeniden…
Bir amorti…
“Savrulmuş hayatıma bir amorti vursa…”
Şimdi böyle yazdım ya, kendime inat daha çok savaşmak, daha çok değişmek, değiştirmek istiyorum. Kendime inat, yorulan her zerreme inat, daha çok çabalamak, daha çok yorulmak…
Hırs mı bu?
Kim bilir…
İkinci paylaşmak istediğim şiir albümdeki 8. şiir: “Herkes Gitmek İstiyor”
Bu günlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi…
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
Hadi kendimize razıyız diyelim,
Öteki de olmuyor;
Yani herşeyi yüzsütü bırakmak göze alınmıyor.
Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız “kalk gidelim”,
Öbür yanımız “otur” diyor.
“Otur” diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira…
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu…
En kötüsü alışkanlık…
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz…
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.
Evlenmeler,
Bir çocuk daha doğurmalar,
Borçlara girmeler,
İşi büyütmeler…
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.
Misal ben;
Kapıdaki Rex’i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki…
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında.
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?
“Sırtında yumurta küfesi taşımak” diye bir deyim vardır.
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin.
Kendi imalatımız küfeler…
Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira!
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.
Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabi yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek…
Bütçe, zaman, keyif denk olsa…
Gün içinde mesela;
Küçücük gitmeler yapabilsek.
Ne mümkün?
Sabah 9 akşam 18…
Sonra başka mecburiyetler…
Sıkışıp kaldık…
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli bu kadar ağır olmamalı.
Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı bir ömür yani…
Ne saçma…
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba..
Ben her bahar aşık olmam
Ama her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç, ama olsun…
İstemek de güzel.
Bu şiir de Can Yücel’e ait.
Her zaman otur diyen kazanmak zorunda mı?
Umarım benim için öyle olmaz. “Kalk gidelim” diyen yanda ben varım, umarım en kalabalık yan daima “kalk gidelim” diyen olur.
Söyleyecek pek fazla şeyim kalmadı artık, bu günlük böyle.
Son bir ilave:
Yakın zamanda bende o “kaymak tabakası”na dahil oldum.
Gitmeyi istemenin tadı başka, gitmeninki bambaşka. Birazcık da olsa gidebilmek ise ağızda bir parçacık “şiir tadı” bırakıyor. Yarım bir tat. İyi yazılmış, güzel yorumlanmış bir şiirin tadına doyulmaz. Buna da doyamıyorsunuz, doyuyorsunuz da, yetmiyor. Bir parça, bir parça daha istiyorsunuz.
Gitmenin tadı bambaşka…
Anneden izinli olsa da…
~CE_Sum~
Uzun zaman olmustu trene binmeyeli …
Varislarda sartlardan dolayi rotar yapsada
En azindan kalkista dakik olmasini cok severim…
Son seferinde kacirmistim hatta arkasindan bakarak kosarken …
Geciktigim icin pisman da olmadim ,dusundum cunku…
Kossan bile caresi yok zamanlaman iyi olacak vaktini guzel ayarlayacaksin bu yolculuga niyetlendiysen…
Hat Istanbul Eskisehir …
Ozelikle yalnizsam basliyorum etrafi seyre dalip dusunmeye …
Trenin gidis yonu etkiliyor dusuncelerimin akisini …
simdiki hayatimdan dogdugum yerlere yaklasiyorum, hayatimi basa sarip izliyorum herseyi…
Baslangic; yeni hayatim ve son 6 yilim ….
esim evim dostlarim ve cok sukur sadece mutlulugum var hissettigim ve aklimda dolanan…
Gelgelelim oncesi …
Cok klise fakat ,Istanbul u anlatayim desem anlatamam ,anlatilmazligini Istanbul`u yasayan bilir…
Ama yasamaya gelince dibine kadar yasadim gecesini gunduzunu ,her turlu sefasini cefasini …
Onu da bilen bilir
Dusununce tabi iyisi de kotusu de , inisi de cikisi da geliyor aklina insanin …
Su trende hayatim gibi seyretti Istanbul`un icinden cikana kadar …
bazi istasyonda yavasladi bazisinda durdu bazisini es gecti…
Aynen boyle yasadim 6 yilimi …
Bazen yavasladim yapmam gerektigini bildigim seyler karsisinda dusunmek icin, ama yapamadim sadece yavaslamakla kaldim vicdanimi rahatlattim…
Bazen kararli oldum…
Ve durdum, yapmam gerekeni yapip sonra ayrildim istasyondan…
Ama bazi zamanlarini da es gectim cunku ilerde es gecemeyecegim yerlere yetismek istiyordum…
Iyiki de gecmisim diyorum simdi dusundukce iyi ki de yavalasmisim ve gereken yerde durmusum…
Ve yine pisman olmadim dusundum cunku…
Hepsi yasanmasi gerekiyordu yasandi bitti diye….
Ve Istanbul` dan ayrildi tren…
Bende basa dondum…
Gitgide dogdugum yere yaklasiyorum …
Cok degisti hersey herkes ve orada ki ben …
Simdilik yeter …
Donuste de Eskisehir olacak kelimelerime dokulen …
Şimdi dinlediğim bir şarkı.. “Başladığı gibi bitsin…”* Ahmet Selim diye ilginç ama güzel sesli biri söylüyor… dinlerken düşündürdü beni…Keşke herşey,bitecekse, başladığı gibi bitseydi.. Ama hiçbir şey başladığı gibi bitmezdi… Bitecekse ‘başladığı gibi değildir de bitiyordur’du, hala başladığı gibiyse zaten bitmezdi…
* Başladığı gibi bitsin
Şarkıların dilinde
Bitecekti nasıl olsa
Bitecekti günün birinde..
Bırak mektuplar kalsın
Resimlerin duvarda
Ucu yanmış duruyor
Kalbimin kenarında..
Sen olma beni öldüren
Sen olma mumları söndüren
Baharda başımı döndüren
Gözlerinle bakma bakma..