YıldızDer Blog

YıldızDer mezunlarımızdan yazılar, notlar, kişisel yorumlar

Can

July25

Allah için sevmenin ne demek olduğunu biliyorum artık.
Bir mukabele beklemeksizin, hayır üzere sebat edilebilen bir muhabbet bu.
İçine haram karışmayan, bir zerre dahi necîse düçar olmamış…
Bir nevi aynı yolda yürüme ama farklı şeritlerde…
İçinize sinen birşey… Yanlışı olmayan…
Sarsılmayacağına emin olduğunuz, nerede olsa çıkıp gelir ama vakit bu vakit değil dediğiniz…
Sırf rıza-i İlâhi’yi umarak meşru dairedeki lezzetiyle iktifa ettiğiniz, başka nasıl olur diye düşünmediğiniz…
Yalnızlık pahasına, bir ömür bekleyebildiğiniz…
Gelmese de olur, varlığından haberdar olmak bile güzel dediğiniz…
Bu muhabbet içinizdeyken, “sabrımla umulur ki cenneti kazanayım” dediğiniz ve sonunda Hakk tarafından ödüllendirildiğiniz…
Evet, Allah için sevmenin ne demek olduğunu biliyorum artık.

Seni Allah için seviyorum, can…

yazar: sonsuz - köşe: sonsuzluk

diplomalı itfaiye eri

June27

fireman diplomalı itfaiye eri

ankara büyükşehir belediyesi, 330 adet itfaiye eri kadrosunun 132′ sine mühendis, mimar, şehir plancısı, iktisat, sosyal çalışmacı ve işletme mezunlarını alacakmış. ankara büyükşehir belediyesi itfaiye daire başkanı “hala 15-20 yıl öncesinin klasik itfaiye anlayışı gibi düşünülüyor. oysa bizim yangın yerinde kimya mühendisi’ ne de, inşaat mühendisi ‘ne de ihtiyacımız var” demiş.

yazının devamına buradan ulaşabilirsiniz

yazar: te - köşe: o

Hasretim Çocukluğuma…

June16

Vakit ikindi… Gökyüzünde güne veda etmeye hazırlanan haziran güneşi… Pencere kenarında masmavi gökyüzünü izlerken kulağıma çarpan çocuk cıvıltıları beni seyre daldığım gökyüzünden alıp mazime, çocukluk yıllarıma götürüyor. Yüreğim hasretle öyle bir yanıyor ki, sanki o an duyduğum sesler kulağıma değil yüreğime çarpıyor… Çarptıkça yüreğim acıyor…

Çocukluğum, masumiyetin, saflığın, temizliğin zirvede yaşandığı yıllar düşüyor gözlerimin önüne… Sevginin yürekten, masumca yaşandığı yıllar… Arkadaşlıkların, dostlukların bir kalemde silinemediği o güzel günler… Anılar tülleniyor bir bir gözümde… Kimi zaman dostlarımızla oynadığımız oyunlarla eğlenirken, kimi zaman düşerdik de dizimizin acısı ağlatırdı bizi… Kaybettiğimiz oyuncakların hüznü sarardı kalbimizi… Muzırca yaramazlıkları severdik ama annemizin bir bakışı yeterdi bize çiçek olmamız için…

O zamanlar bilmezdik yetişkinlerin dünyasını… Biliyor sanırdık ama kendimizi… Ne de özenirdik onlara… Annem hatırlatır durur ufacık bir çocukken “Ah ah bir büyüsem” diye evin içinde dört döndüğümü, şimdi  “keşke çocuk kalsaydım…” diye her inleyişimde… O zamanlar nereden bilebilirdim ki yetişkinlerin dünyasını… Söyledim ya sadece bildiğimizi sanırdık… Bilemezdik, bilemezdim o dünyada nefretin sevgiye galip geldiğini… Bilemezdim oyuncaklarla oynamak yerine, insanların yürekleriyle, hayatlarıyla oynandığını… Dost diye güvendiklerimin, değer verdiklerimin söz konusu kendi çıkarları olduğunda, bana dışarıdaki bir insandan daha yabancı olabileceğini tahmin bile edemezdim büyümeyi arzularken…

O zamanki masumane düşüncelerim zihnime aktığında mazi ırmağından, sadece buruk bir tebessüm beliriyor şimdi yüzümde… Ne sanırdım küçük bir çocukken… Dizimdeki yaranın acısı en büyük acı… En sevdiğim oyuncağımı kaybetmek başa gelebilecek en büyük felaket… Şimdi “keşke” diyebiliyorum sadece… Kocaman bir “keşke”… “Keşke” derken bir kez daha sızlıyor yüreğim öyle içten, öyle derinden… Yine akıyor gözyaşlarım ben istemesem de… “Niye ağlıyorsun?” diyor kadifemsi, sevgi ve şefkat dolu bir ses… İçimden o an “Oyuncağımı kaybettim anne bulalım yalvarırım… Düştüm dizim acıyor anne, öp de geçsin olmaz mı?” diye haykırmak geliyor ama nafile… Oyuncağımı değil, sevdiklerimi kaybettim… Acıyan dizim değil yüreğim… Ve susmayı seçiyorum… Gözyaşlarımı içime akıtmayı… Düşünüyorum da yıllar olmuş bir çocuk gibi masumca ağlamayı unutalı… Gözyaşlarım bile kirliyken hangi masumiyetten bahsedebilirim ki… O an dilim yine dönüyor gayr-i ihtiyari “Keşke hep çocuk kalsaydım, acı nedir tatmasaydım…”

yazar: mavigul - köşe: konuk yazarlar

içimden geldiği gibi…

June7

Cesur olmalı insan… Hayatla ölüm arasında kaldığında yaşamayı seçecek kadar cesur… Karşılıksız sevebilecek kadar… Hasretin, acının, ümitsizliğin kollarında bulduğunda kendini, kendine rağmen yaşayabilecek kadar cesareti olmalı insanın…

Korkmamalı kaybetmekten… Hayal kırıklıklarından… Çevresindeki acımasız davranışlara, haykırışlarına kulak tıkayan insanlara rağmen gülümseyebilmeli hayata… Her düştüğünde kendini kaldıracak bir el bulamasa da kalkacak gücü kendinde bulabilmeli kendisini kimin hiç kaldıracağını düşünmeden… Hatalarıyla, korkularıyla, itiraf etmekten kaçındığı tüm gerçeklerle yüzleşebilmeli… Sitem etmek yerine başına gelenlere, ders çıkarmalı yaşadıklarından… Ve unutmamalı tecrübenin acımasız ama en iyi öğretmen olduğunu…

Yalnızlık ürkütmemeli beşeri… İçinde hissetse de hep bir şeylerin eksikliğini hatırlamalı her daim insanların yalnız doğup, yalnız yaşayıp, yalnız öldüğünü…  Öğrenmeli insan kendi kendine yetebilmeyi… Düşünmeli kendisini neden yalnız hissettiğini, kendisine şah damarından bile yakın bir Rabbi varken…  Fark etmeli Rabbinden uzak düştüğü her an yalnızlığa bir o kadar yaklaştığını…

Ve en önemlisi yaşayabilmeli, ümitle bakabilmeli hayata her şeye rağmen, kendine rağmen… Ve bilmeli kaçışların çare olmadığını…

yazar: mavigul - köşe: konuk yazarlar

deniz fenerim…

June2

Hayranim sana sabrina sakince karsimda durup meydan okuyan o tavrina varligina …
Korkmuyorum ruhumda ki firtina da bogulmaktan karanlikta yollarimi kaybetmekten …
Biliyorum kurtarirsin beni sen, isigim deniz fenerim…
Biliyorum kurtarirsin beni sen, isigim ; sana asigim….

Babam; evet O benim deniz fenerim ;
Onunla ilk olarak dogdugum gun tanistim, yuzunu ilk o gun gordum ama onu tanidigim gun o gun degildi…
Baslarda cekinir korkardim ondan demekki tanimiyordum tam manasiyla… Cunku insan tanidigindan korkmaz cekinmezdi, buyudukce ogrendigim kadariyla…
Cok calisiyormus biz kucukken hatta annemin dedigine gore cogu zaman biz uyuduktan sonra gelir biz uyanmadan ise gidermis,,,
Yasim ilerleyip ona daha yakinlasinca ve acikcasi onun da yasi ilerledigi icin o da bize daha da yakinlasinca isleri azalmaya baslayinca tanimaya basladim onu…
Sonra ona ne kadar benzedigimi belki de benzemeye calistigimi dusundum…
Derler ya kiz cocugu babaya duskun olurmus diye, benim babam gibiyse elde degil ki duskun olmamak…
Cunku o benim onumde ki en guzel ornekti hayatima yasantisiyla, fikirleriyle, hatta bakislariyla yon verendi…
O nu 5 dk fazla gorebilmek icin bile bazen gece o gelmeden yatmazdim…Hatta uyuyup kalsam bile apartmana girdigini anladigim an kapinin onune dikilirdim…
Bazen onu kizdirdigimizda hic birsey demezdi sadece bakar gecerdi…O zaman keske bagirsa kizsa birseyler soylese ama boyle susmasa derdim… ama o susardi …Sakince dururdu karsisinda tum olaylarin…
9 yil ayri kaldik ama cismen ayrilikti iste bizimkisi…
O da derdi ki ; ebedi alemde birlikte olacagimiza inandigim icin katlaniyorum bu ayriliklara, yoksa sizi okutmazdim bile …
Her olaya bu bakis acisiyla bakmasiydi belki de beni en cok O na  hayran eden ve bu sarkiyi her dinledigimde O nu hatirlamama sebep olan…
Bunaldigim zaman telefonda sesini duyup duasini almak yeterdi cogu zaman…
Evde o oldugu zamanlar hersey daha yolunda daha dingin gecerdi…
Bir programimin olacaksa onun evde olmayacagi zamanlara gore ayarlardim…
Birlikte gecirebilecegimiz zamanlar eksilmesin isterdim…
Onu hep dinc dinamik is pesinde gormeye alismistik  ta ki ameliyat sonrasina kadar…
O gun cok zordu benim icin yatarken gormeye alismadigim , yatiyordu hatta zor konusuyordu…
Ama ben yine bakislarindan anliyordum O nu…
Sonra hastaneden cikti ama hayat artik cok degismisti O nun icinde bizim icinde…
Ona daha da duskun oldum daha cok dusunur oldum, kaybetme korkusundan olsa gerek …
Bu korkuyu her sevdigimiz icin her an yasamamiz lazim ama iste insan bir musibet sonrasi anlayabiliyor ancak…
O nu her dusundugum an artik gozlerim dolu dolu…bogazimda bir dugum…
Sorunca hala iyiyim diyor bize, bakislarini goremiyorum suan yine uzagim cunku ama sesinden anliyorum dogru olup olmadigini…
Daha iyi olacak insallah hep dua ediyorum olmasi lazim cunku daha yapacak cok isi var…
O nu cok seviyorum… Allah im ne olur O na hayirli uzun omur ver ve basimizdan eksik etme…
Benden cok seyler eksilir cunku o olmayinca biliyorum ve korkuyorum…

*** Babam 3 ay once mide ameliyati oldu ve suan kemoterapi goruyor dualariniza ekler ve O nun icin sifa dilerseniz sevinirim…

yazar: nurhans - köşe: yolcu

Türkçe Olimpiyatları

May28

turkce3 Türkçe Olimpiyatları

Dünya çapında Türkiye olarak yaptığımız ve gurur duyabileceğimiz şeylerin sayısı çok azdır. Türkçe olimpiyatları da bu nadir cevherlerden biri. 7. Türkçe olimpiyatlarında dünyanın tam 115 ülkesinden gelen farklı din, dil, ırklara mensup öğrenciler Türkçe öğrenmişler. Hem de öyle böyle değil. Kimi türkü söylüyor, kimi şiir okuyor, kimi de kolbastı oynuyor! Dünyada sadece saçma sapan, bir işe yaramayan şeylerle değil de böyle güzel ve göğsümüzü kabartan organizasyonlarla ses getirebiliyormuşuz demek ki.

Türkçe Olimpiyatları

yazar: te - köşe: o
« öncekileryeniler »
yeni yazar kayit ve eski yazar giris