“O” Kim miydi?
O mu?
Nasıl anlatmalı bilmem ki…
Hem baktığınız her yerde varlığını suratınıza çarpardı,
Hem de yoktu…
Hele bir gitsin, tek bir zerre bile bırakmazdı geride.
Elinde değil, ne yaparsa yapsın böyleydi bu…
Yazarken bile harfleri o kadar çekingen, o kadar uçucuydu ki; sanki okunmaktan korkardı kelimeleri…
Bir gün sormuştum: “Nasıl kendine çekildin bu kadar?”
“Unuttum…” demişti.
“Hatırlamıyorum şimdi.”
“Bir sabah güneş doğdu gözyaşlarımın üzerine;”
“Ve bir daha batmadı.”
“İçimden geçip gitti;”
“Gözyaşlarımdan geçip gittiği gibi…”
“Arkanda her zaman bir gökkuşağı görmem bundan demek” dedim.
Sadece gülümsedi…
Herkesi kendisi yapan şey karanlıklarıdır.
Gölgesidir…
Onun gölgesi yoktu.
Kendini hiçlikte eritiyordu…
Onu varlıkta tutan her neyse kaybetmişti sanırım.
İnsan ters bir şişe. Mantarı çıktı mı bir kez, içinde ne varsa birikmiş, biriktirilmiş, akıp gider. Engel olamazsınız.
O da tutamamıştı biriktirdiklerini…
Her gün yeniden doluyordu ama artık hamallığını yapamıyordu bunların, istese de…
Hiç bu kadar hızlı değişen birini görmemiştim.
Bu kadar hızlı yara alıp sonrada kendini tamir eden…
Bu kadar kolay unutan o yaraları ve hançerleri…
Bu kadar kolay vazgeçen…
Doğru muydu yoksa yanlış mıydı yaptığı?
Kim bilir…
Zaten bir tek doğruya inanırdı o.
“Gerisi sudaki yansımadır…” derdi.
Hiçbir zaman kanıt bulamadım anlattıklarının doğruluğuna.
Ama biliyordum hep gerçek olanın o olduğunu…
Bir şekilde kendimi kendime en yakın hissettiren şeydi çünkü.
Neden bilmem, öyleydi işte…
Bazen merak ederdim;
Nasıl bir şeydi acaba kendini “hiç”te bulmak?
“Merak edilecek bir şey değil.” dedi.
“Belki şimdiden bir an sonra, belki ölümüne bir nefes kala…”
“…sen de kaybolacaksın.”
“İnsan bunun için doğmuş olamaz!” dedim ona.
“Hiçlikte imkansız yok ki…”
“Orada her şey mümkün.”
Anlardım ne demek istediğini. Hissederdim…
Ama anlat deseler, anlatamazdım…
Mümkün değildi bu.
Size kendini ancak o anlatabilirdi…
Bir kez kalbinizi ellerine vermeniz yeterdi. Size geri verdiğinde bambaşka bir şey olurdu aldığınız.
Hem tanıdıktı, hala sizindi o, yabancılık çekmezdiniz;
Hem de farklıydı. Başka hissederdiniz.
Sonra kalbinizde değiştirdikleri gözlerinize, ellerinize, dudaklarınıza yayılırdı.
Daha başka görür, dokunurdunuz.
Daha başka susardınız…
Dünyada ondan başka tek bir şey bunu bir kalbe yapabilir.
Aslında benim için ikisi de aynı şeydi.
Aşk O ydu, O aşktı.
Aşık değildim. O aşkın kendisiydi. Seven ve sevilenin tümüydü.
Ve ben onu gerçekten tanıdığımda anladım, tüm Dünya’nın Güneş’in ve Dolunay’ın aslında nasıl da tek bir şeyden ibaret olduğunu…
“Tayfaların Cevapları”ndan…
~CE_Sum~
