İdrâk
…Bu bir başarı hikayesi
… Biiznillah
” Anlamak yok çocuğum,anlar gibi olmak var” diyor ya Necip Fazıl, hakikati anladım diyemem ama ne denli birşeyle karşı karşıya olduğumun farkında gibiyim.
Bütün anlama çabalarımın neticesi, süreklilik arzetmeyen harikulâde(!) gidişatımın sürekli olması halinde mutlakiyet kazanabilirdi, ancak istikrarı yakalamak neredeyse imkansızdı.
Bütün duygusallığım bir yana birşeye imkânsız demek hiç bir mahlukun haddi olmadığı gibi benim de haddim değil. Öyle ki, yaptıklarınızdan ötürü kavrulurken, Allah’ın herşeyi değiştirmeye, yaratmaya muktedir olduğunu unutarak ümitsizliğe düşmeyin mealindeki Ayet-i Celile, imkânsız olana siz karar veremezsiniz diyor kanaat-i aczimce.
Böyle düşündüğüm, hafakanlara boğulduğum bir günde yine dua üstüne dua ediyor, bu halin sonsuza kadar süreceğinden endişe ediyordum. Hatta öyle diyebilirim ki, o gün bardak ha taştı ha taşacak, daha büyük pişmanlıklar verecek işlere kalkışacaktım. Değişik bir ruh hali zerrelerime işlemiş, adeta bende hüküm sürmenin sefâsındaydı.
İmkân bu ya, kul sıkışmayınca hızır yetişmezmiş, bütün kapılar sürmeli iken Rabbin katından olduğu aşikâr bir inayet imdada yetişti. Bir karıncanın ayak sesi, bir kıvılcım kadar parlak birşeydi. Yoktan var eden Rabb-i Rahim yine yoktan varetmişti.
…
Telefon çaldı.
…
Böylelikle araması gereken insan aramış ve hayatımdaki bütün güzellikler o telefonun sesiyle nevş-u nema bulmuştu. Tâkatim cana geldi ve uzun bir aradan sonra içimde bir yerlerde sürûr duydum, hissettim, anladım, anlar gibi oldum…
Bitmez sandığım nice zamanlar geçti ve şimdi yazıyorum. Eğer Allah’tan geliyorsa istisnasız herşey güzel. Ve bunun farkında olmak; bence bu daha da güzel.
…
İnsan kendisi aşmaya çalışırsa dağları, şaşırır, afallar. Anladım der, hata eder. Ezberledim, gördüm, yaşadım, artık havada karada ölüm yok der, yanlış söyler. Birşeyi, aslında en mühim BİRŞEYi es geçer. Rabbinin inayeti olmasa, değil dağları aşmak, değil anlamak, görmek, duymak… bakamaz olur, diyemez olur…
O’na atfedilmiyorsa bütün hikâyeler, yalan olur, yanlış olur.
Varsın deli rüzgâr durmasın, essin, ben Hak katından bir inayetle hikayemi yazayım. Takılabilirim, düşebilirim, çok kere şaşırabilirim ama yine O’na döneyim. Hikâyem hep O’nu anlatsın. Yalnızlığımda yine O’nun limanında sessiz sessiz ağlayayım. Yeter ki, O’ndan başka kapıya sürülmeyeyim. Evet, yeter ki O’ndan başka yerlere sürülmeyeyim. Ne mahçub ne de muhtaç olmayayım O’ndan başkasına…
“Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum…”
![]()
