Hayat Ağacı ve Ümit Paçavraları
Kendi dehlizlerimde kayboluyorum…
Bu yolculuğa çıkmak için çok geç kalmış olmalıyım ki artık vurdumduymazlığım yetmiyor kendimi anlayışla karşılamaya… Çocuksu bencilliklerim yetmiyor kendimi haklı çıkarmaya…
Boyum sadece birkaç milimetre… Çünkü eskiden küçük olan kusurlarım artık kocaman görünüyor. Belki de kusurlarım gerçekten büyüktü ve ben aslında onların küçük olduğuna kendimi inandırmaya çalışıyordum… Gözlerimle değil egolarımla bakıyordum belki de tüm dünyaya…
Sarhoş gibiyim ve ayıldığımda her hareketimden pişman oluyorum artık. Tek bir adım atmak bile sonsuz vicdan azaplarına sürüklüyor sandallarımı…
Korkuyorum şimdi kendimden. Acizliğimden, öfkemden, nefretimden.
Korkuyorum: bataklıklarımdan, fırtınalarımdan, çamur ve yağmurdan.
Yürüyecek yol, varılacak liman yok.
Engin bir okyanus, sonsuz bir gece…
Ay yok, yıldızlar yok. Orada bir yerde olduklarını biliyorum, ama göremiyorum.
Eskimiş, nazarlarım yüzünden aşınmış kelimelerime bakıyorum.
“…
Ümit taşıdığımız ağır yüklerden biri. Bir çok insan bilmez ama, bizi asıl üzen ümitlerimiz. “Belki de olur”lar bize ne kadar çok şeye mal oluyor aslında.
Hangimiz belki demiyoruz ki? Hangimiz kendimizi teselli etmek için kuracağımız cümleleri ihtimallerin gri dünyasında aramıyoruz? Belirsizlikleri aşmak isterken ümitlerin pususuna düşmüyor muyuz hiç? En zor anlarımızda, “belki”ler pusuda beklemiyor mu bizi?
Kaç kere olmayacağını hissettiğiniz fakat olmasını istediğiniz bir şey için “ya olursa”lara tutundunuz? Ve başarısız olduğunuzda da zaten belliydi demediniz mi? “Belliydi”, bunu o anda kabullendiniz, hatta bu da sizin için bir teselli oldu, şaşkınlıktan kurtardı belki. Peki madem belliydi neden inatla denemeye devam ettiniz?
…
Peki gerçekte olacağına inanmadığın, içinde birşeyin itiraz ettiği ümitlere sarılmanın anlamı ne? Yarın ölmeme ihtimali kadar sıkı sarıldığın bir yalancı ümit biliyormusun? Ümitlerimiz bizi tuzağa düşürüyor. İyi olacağına inanmak iyiyi istemek başka birşey, ama öyle olacağını düşünerek ters durumu gözardı etmek tamamen farklı bi durum.
Biz ümit ederken bunu yapıyoruz
Öyle olmasını istediğimiz şeylere ümitler besliyoruz ama oraya gidecek yolu düşünmüyoruz.
Maal olacaklarını umursamıyoruz bile çoğu zaman”
Ve karamsarlığın farklı katmanlarını farklı zamanlarda yaşadığımı anlıyorum.
Belki de cüretkarlığımın cezasını görüyorum…
Üç duyumu kaybettim şimdiden. Önce tatlar ve kokular terk etti varlığımı. Aşk tadını kaybettim, sonra da sevincin kokusunu. Ağzımda bir kül tadı var şimdi. İçimdeki yangınlardan kalan küller savruluyor sözlerime. Hepsi gri bu yüzden, hepsi muhataplarını kirletiyor. İnce bir toz örtüsünde kayboluyor beni dinleyenler. Ve bir aksırıkla savuruyorlar cümlelerimi….
Ve gözlerim körleşiyor artık. Yalancı bir karanlıkta kayboluyorum. Önümdeki perdeyi tırnaklarımla yırtmaya çalışıyorum ve ellerimin uzanabildiği her şey yara içinde kalıyor… Daha yakında, daha yakında arıyorum dünyamı örten o siyah atlası… Gözkapaklarım kan içinde…
Tüm dünyam siyah ve kırmızı.
Dünyam kan ve karanlıktan ibaret.
Sadece sesler var. Fısıltılar, çığlıklar, kahkahalar…
Hiçbiri benim aradığım ses değil.
Hiçbiri benim sesim değil.
Artık konuşmuyor içimin sakinleri. Beni yeniden terk etmişler.
Oysa onlara ihtiyacım var. Bana kendimi anlatmalılar.
Sadece dokunabiliyorum; yumuşak, ılık, rüzgar almayan kuytu bir köşe bulmaya çalışıyorum. Dinlenebileceğim, bir mum yakabileceğim… Belki de içimdeki benler soğuğumdan kaskatı kaldılar, belki bir köşede onları bulmamı bekliyorlar, hayır, kaybedecek hiç zamanım yok. Koşmam gerek…
Ama koşamıyorum, hatta yürüyemiyorum. Çünkü ayaklarım yere basmıyor. Soğuk ensemi tutuyor…
Düşüyorum…
Güneş batalı çok oldu…
Hayat binyıllık kurumuş bir çınar ve ben ümit paçavralarımı bağlayacak bir dal bulamıyorum…
Gözyaşı denizinde gemilerim batıyor.
Su alıyorum…
Beyaz kelebeklerimi arıyorum… Beni ancak “O” kurtarabilir, biliyorum…
Sadece çabuk olmasını dileyebiliyorum…
Sonsuz denizde pusulasız kalan bir Kaptan’ın seyir defterinden
~CE_Sum~
