YıldızDer Blog

YıldızDer mezunlarımızdan yazılar, notlar, kişisel yorumlar

Olur ya…

July25

Bir gün yeniden başlayabilir miyim diyordum ama o günün bugün olduğunu hiç tahmin etmemiştim açıkcası. Herşeyi olduğu gibi kabul etmek ve hakikaten Kudret-i Sonsuz’un birer ikramı olduğunu düşünebilmek büyük bir nimetmiş. Her olay, her insan ilerisi için birer hazırlık mahiyetinde olduğundan Yaratıcı’nın seni hayata hazırladığını ve bu hayattaki hazırlıklarının bir çok cihetiyle ukbaya baktığını görebiliyor olmak şimdi bir şükür vesilesi.

 
 Bir mahluku zerrelerinle sevmenin ona yapabileceği en büyük kötülük olduğunu görebiliyor insan zamanla. Sevmekten vazgeçmiyor ama doğru istikamete yönlendirme adına çaba harcayabiliyor. O kudreti damarlarındaki asil insan kanında bulan insan, imanın verdiği neşve ile kâinata meydan okumaktan çekinmiyor. Narsist benlikleriyle bütün mahlukata gıyabında Rabblerine meydan okuyanlar yok mu, elbette var. Ama bir yıldız böceği gibi yanıp sönen mukavemetleri onları yarı yolda bırakabiliyor. Oysa insan bilse kendi içinde mahfuz benliğini yaratan Rabbi en mükemmeldir, zannediyorum başka kapıya yönelmekten hayâ ederdi.
 
 Demek ki bilmiyoruz. Rasul-u Kibriya nın ifade buyurduğu gibi, hakkıyla bilseydik yapar mıydık?
 
İçimde bir his, acı desem değil, mutsuzluk desem değil, hayecan desem değil ama içimde birşey var. Cehaletin verdiği ızdırap olmasından şüphelensem de beni harekete geçirmeye yetecek enerjisi olmayan bir şey bu. Bilemiyorum fazlalaşsa beni öteleyecek kıvama gelir mi?
 
İnsan bilmediğinin peşine fütursuzca düşemiyor. Cesaret edemiyor, bilmeye… Öğrenme arzusu bir laf kalabalığı olarak not düşülüyor defterlere. Hayırlı olanı niyete almak sevaptır ama sadece o sevapla iktifaya çalışmak büyük bir aldanmışlık olsa gerek.
 
Bazen diyorum, bir bilenin dizinin dibine otursam hep dinlesem, anlamaya gayret etsem, onun için çalışsam, hiç ücret talep etmesem ama öğrensem sadece öğrensem… Belki o zaman ilim kapılarını biraz aralar, yine belki içeriye girmek fırsatı bulurdum, kim bilir . . . Allahu Alem
sonsuz - sonsuzluk

Hazırlık

July25

Önünüze çıkan fırsatları kaçırmamak, hazırlıksız konuşmaya davet edilmek gibi birşey. Yani doğru konu ve doğru cümleleri hızlı bir şekilde bulmak kadar olası birşey… Bilemiyorsunuz nereden başlamanız gerektiğini, ya bu fırsat da elimden giderse diye düşünmekten belki, girişemiyorsunuz bir işe. Kolay olmuyor, özellikle de arzulanan şey çok hayırlı ve güzelse nezdinizde, hiç kolay olmuyor.

  …
 Sonra düşününce anlıyoruz ki, bütün bu güzellikleri Yaratan, onlara hükmetmeye de muktedirdir. Bunda zaten şüphe yok. Ancak dildeki kalbe kolay(!) inmediğinden olsa gerek, tam tevekkülü sağlayamıyoruz. Ya tamamen esbaba sarılıyor, çalışacağım ve olacak diyoruz yahut hiç çalışmayıp, sebeplere hükmeden O, beni O geçirecek bütün derslerimden deyip oturuyoruz.
 
 Çok sıhhatli olmayan bir söz var, her nedense Efendimiz’e (s.a.v) atfedilmiş, ne var ki O’nun söylediği bir söz değil; ” Hiç ölmeyekmiş gibi bu dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret hayatı için çalış.” belki “tevekkül”ün kaidelerine tam uymamız adına her iki taraf içinde çalışmalıyız gibi bir düşünce çıkarılabilir bu sözden. Ama yanlış bir söz. İnsan dünyaya bir meslek edinmek,çoluk çocuğa karışmak için gönderilmemiştir. Mal, evlad gibi şeyler bir oyundur ve Yaratıcı onları bize dünyada sebat etmemiz için vermiştir. Hal böyleyken biz kırılgan oyuncaklarımıza iyice sarılmış, Allah muhafaza kaybedenlerden olmuşuz.Tam aksi olsa ki doğru olan o, oyuncaklarımızla sadece oyun oynasak,daha fazla anlamlar atfetmesek onlara, esas vazifemizle hemdem olsak, kul olsak yani Allah dünyayı bizden alacak değil ya. Zaten rızkınıza ben kefilim demiyor mu?
 
 Mesnevî-i Nuriye’de geçiyordu,Rezzak-ı Rahim, bütün mahlukuna onları hayatta tutacak kadar rızıklarını gönderirmiş, fazlası içinse çalışmak şartı koymuş.”Insan için ancak çalıştığının karşılığı vardır” (en-Necm, 53/39); “Inanıp iyi işler yapanlara, Allah, ücretlerini tam olarak verecektir” (Âlu Imrân, 3/57);”Biz elbette, iman edip işini iyi yapanların ücretini zayı etmeyiz” (el-Kehf, 18/30) gibi ayetlerle çalışanı asla zayi etmeyeceğini bize söylemiş. Çalışmayla süslenmiş bir ukba hazırlığı düşünsenize… Kim bilir mükâfatı nasıl birşey olacak.
 
 Bediüzzaman üslûbuyla: Allah için işlemeli, Allah için başlamalı, Allah için görüşmeli, Allah için konuşmalı; hep lillâh, livechillâh, lieclillâh dairesinde hareket etmelidir.. etmelidir ki şu fani ömrün gün, saat, dakika ve saniyeleri bekâ yolunun zaman parçacıkları hâline gelsin ve onun ebedî saadetine vesile olabilsin…
 
 Hiç ölmeyecekmiş gibi düna hayatına çalışacak takatimiz varsa bunu Allah’ın rızasını kazanmak üzere sarfetmeliyiz. Ki “Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri yok. O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse, sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir, onları da razı eder. Onun için, bu hizmette, doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakkın rızasını esas maksat yapmak gerektir.”
sonsuz - sonsuzluk

Can

July25

Allah için sevmenin ne demek olduğunu biliyorum artık.
Bir mukabele beklemeksizin, hayır üzere sebat edilebilen bir muhabbet bu.
İçine haram karışmayan, bir zerre dahi necîse düçar olmamış…
Bir nevi aynı yolda yürüme ama farklı şeritlerde…
İçinize sinen birşey… Yanlışı olmayan…
Sarsılmayacağına emin olduğunuz, nerede olsa çıkıp gelir ama vakit bu vakit değil dediğiniz…
Sırf rıza-i İlâhi’yi umarak meşru dairedeki lezzetiyle iktifa ettiğiniz, başka nasıl olur diye düşünmediğiniz…
Yalnızlık pahasına, bir ömür bekleyebildiğiniz…
Gelmese de olur, varlığından haberdar olmak bile güzel dediğiniz…
Bu muhabbet içinizdeyken, “sabrımla umulur ki cenneti kazanayım” dediğiniz ve sonunda Hakk tarafından ödüllendirildiğiniz…
Evet, Allah için sevmenin ne demek olduğunu biliyorum artık.

Seni Allah için seviyorum, can…

sonsuz - sonsuzluk

Bizarım; doğru zamanda doğru yerde olamamaktan…

May16

Yolda herhangi biriyle dahi karşılaşmamız tesadüf değilse ki, hakikaten öyle, o zaman hayatlarımızdan gelip geçenler birer tesadüf eseri düşmemişlerdir önümüze. Rabb-i Rahim çabucak öğrenelim diye, “yaşayarak öğrenme” ilkesiyle bütün zerrelerimize yaşatır öğrenmemiz gerekenleri. Kâh kırılırız, kâh dökülürüz ama öğreniriz. Bize uğrayanlarda hakikatleri öğrenirken bize ihsan edilen “materyal”ler gibidir. Vazifesini tamamladıktan sonra, başka öğrencilere devredilir.

Belki de bir “materyal” kadar anlam yüklenmeli insanlara. Bundan ne öğrenebilirim diye bakmalı. Belli ki oynadığımız zamana karşı, şu kısa zamanı, ömrü, duyguları sınırlarda yaşayarak tüketmemeli.

ZKA

sonsuz - sonsuzluk

İdrâk

May15

…Bu bir başarı hikayesi
… Biiznillah
” Anlamak yok çocuğum,anlar gibi olmak var” diyor ya Necip Fazıl, hakikati anladım diyemem ama ne denli birşeyle karşı karşıya olduğumun farkında gibiyim.
Bütün anlama çabalarımın neticesi, süreklilik arzetmeyen harikulâde(!) gidişatımın sürekli olması halinde mutlakiyet kazanabilirdi, ancak istikrarı yakalamak neredeyse imkansızdı.
Bütün duygusallığım bir yana birşeye imkânsız demek hiç bir mahlukun haddi olmadığı gibi benim de haddim değil. Öyle ki, yaptıklarınızdan ötürü kavrulurken, Allah’ın herşeyi değiştirmeye, yaratmaya muktedir olduğunu unutarak ümitsizliğe düşmeyin mealindeki Ayet-i Celile, imkânsız olana siz karar veremezsiniz diyor kanaat-i aczimce.
Böyle düşündüğüm, hafakanlara boğulduğum bir günde yine dua üstüne dua ediyor, bu halin sonsuza kadar süreceğinden endişe ediyordum. Hatta öyle diyebilirim ki, o gün bardak ha taştı ha taşacak, daha büyük pişmanlıklar verecek işlere kalkışacaktım. Değişik bir ruh hali zerrelerime işlemiş, adeta bende hüküm sürmenin sefâsındaydı.
İmkân bu ya, kul sıkışmayınca hızır yetişmezmiş, bütün kapılar sürmeli iken Rabbin katından olduğu aşikâr bir inayet imdada yetişti. Bir karıncanın ayak sesi, bir kıvılcım kadar parlak birşeydi. Yoktan var eden Rabb-i Rahim yine yoktan varetmişti.

Telefon çaldı.

Böylelikle araması gereken insan aramış ve hayatımdaki bütün güzellikler o telefonun sesiyle nevş-u nema bulmuştu. Tâkatim cana geldi ve uzun bir aradan sonra içimde bir yerlerde sürûr duydum, hissettim, anladım, anlar gibi oldum…
Bitmez sandığım nice zamanlar geçti ve şimdi yazıyorum. Eğer Allah’tan geliyorsa istisnasız herşey güzel. Ve bunun farkında olmak; bence bu daha da güzel.


İnsan kendisi aşmaya çalışırsa dağları, şaşırır, afallar. Anladım der, hata eder. Ezberledim, gördüm, yaşadım, artık havada karada ölüm yok der, yanlış söyler. Birşeyi, aslında en mühim BİRŞEYi es geçer. Rabbinin inayeti olmasa, değil dağları aşmak, değil anlamak, görmek, duymak… bakamaz olur, diyemez olur…
O’na atfedilmiyorsa bütün hikâyeler, yalan olur, yanlış olur.
Varsın deli rüzgâr durmasın, essin, ben Hak katından bir inayetle hikayemi yazayım. Takılabilirim, düşebilirim, çok kere şaşırabilirim ama yine O’na döneyim. Hikâyem hep O’nu anlatsın. Yalnızlığımda yine O’nun limanında sessiz sessiz ağlayayım. Yeter ki, O’ndan başka kapıya sürülmeyeyim. Evet, yeter ki O’ndan başka yerlere sürülmeyeyim. Ne mahçub ne de muhtaç olmayayım O’ndan başkasına…

“Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum…”

Kırmızı gül

sonsuz - sonsuzluk

Ağlıyorum

May15
İnsani ilişkilerin ne kadar sığ olduğundan, gençliğin yoldan çıkmışlığından bahseden insanların halet-i ruhiyesi geliyor gözümün önüne. Atalarına laf söyletmeyenler, kendi zürriyetleri için ne kadar da acımasız olabiliyorlar. Kendi mahsüllerine bakıp bakıp ağlayacaklarına, sanki bu nesil kendilerinin değilmiş gibi var olan durumu eğlence konusu yapıyorlar. Onların o haline, atalarıma, ben ağlıyorum…
ZKA
sonsuz - sonsuzluk
yeni yazar kayit ve eski yazar giris