YıldızDer Blog

YıldızDer mezunlarımızdan yazılar, notlar, kişisel yorumlar

hiç olmayacak bişi istiyorum

May15

gecmişe donmek istiyorum, cok daha masum oldugumuz zamanlara, insanların da masum oldugunu dusundugumuz zamanlara. daha saf arkadaslıkların oldugu, dostum, kankam derken daha içten soylenildigi zamanlara, arkadaların basit seyler için satılmadıgı, kullanıp atılmadıgı zamanlara. buyudukce daha cok kirleniyoruz sanırım. buyudukce hersey daha cok degerini yitiriyor. sarkılar gibi arkadaslıklarda oluyor. dostların yerini yenileri alıyor. baskalarıyla paylasmaya baslıyoruz.kızdırdıgımızı bilsekte kuru bi ozurden ileri gitmiyor soylediklerimiz. içi bos bir ozur. yalnız oluyoruz artık, zorunlu kalabalıkların içine giriyoruz. ne kadar guvensekte arkadan vuruluyoruz. her darbede daha kopuyoruz. hep yanlıs tanımısım diyoruz ama hiç bir zaman dogru tanıyamıyoruz. teoriler ucusuyo ortada. her zaman yanılacagımızı kabul ederek dolanıyoruz. isyan etmek geliyor içimden, belki de bu benim sınavım. tek dostu unuttugumun sınavı. yanlıs sevgilerin etrafımı sardıgının sınavı. kimseyi sevmedigimi farkediyorum bazen, bazen onu nasıl sevebilirler diyorum. ya da artık sevemedigimi farkediyorum. sevgi kelimesinin ayaklar altına alındıgını dusunuyorum, degersiz yere kullanmaktan kacıyorum. kalabalıkların içinde yapayalnız yasıyoruz aslında. konusurken aslında dinlenmedigimiz bi kalabalıkta. yalnız kalmayıp yalnız oldugumuz bi hayatta bosa kurek cekiyoruz. belki bi sinirle yazılmıs satırlar ama yanlıs olmadıgını dusundugum satırlar. keske yanılsam dedigim satırlar. korkuyorum, bende mi oyleyim sorusu beynimi kusatmıs. cevaplamaya korkuyorum, yediremiyorum kendime. hayatımı temizlemek istiyorum, yeni bir baslangıc falan, ya buna cesaretim var mı? eskiyi bulamayacagını bilmenin girdabındayım. boguluyorum ama riske atılmadan yasanmayacagını da biliyorum.
 bilkentte son yıl (insallah). benden goturdukleri kattıklarından cok daha fazla, basladıgımız gibi sonunu getiremedik, parcalanmıs hayatlarla dolu, mutlu olan insanların mutlu olmam sebepleri ortada, sıradan insanlar surusune katılmıslar, surukleniyorlar. etrafımdaki insanların gun ve gun ve bu suruye katılmalarından bıktım, cekip almak cok zor, cunku kolay olan tercih ediliyor, kendi ayakları uzerinde durmaktansa suruklenmeyi tercih ediyorlar. onlardan olmak istemiyorum, onların etrafımda olmalarını da…

- ebrasi

hebrasi - benim dünyam

Ankaramda sonbahar

May15

ankara da 8. sonbaharım. ne cok zaman gecirmişiz ama hiç biri bu kadar degerli olmadı sanırım. yavas yavas ayrılık ruzgarları esmeye basladı. birde ben isteyerek estiriyorum bu ruzgarları, sevgiliye ihanet eder gibi hissediyorum kendimi, ama bazen ayrılık gerekir sevgileri guclendirmek için, dondugumde daha bi degerini bilecegim buraların, topragımın, ankara da sonbaharın guzelliginin. kısla karısık sonbaharlarınıseviyorum ankaranın, sabah dondurup, ogleden sonra yakıp, aksamına ılık bir havaya bırakan sonaharlarını. bi anda bastıran yagmurdan sonra topragının kokusunu, en cokta rengarenk yapraklarını, sonbahar renklerini :) , baharda olmayan sey bu işte, agacların dibine dokulmus her biri farklı tondaki yapraklar. heler birde gunbatımıyla renkleri ortusmusse seyreyleyin manzarayı. gunes kızıl gokyuzunde veda ederken ankarama oda huznunu ifade ediyor yapraklardaki renkleriyle. gunes yerini aya bırakırken agaclarda ustlerini ortecek beyaz ortuyu bekliyor. beklerkende hazırlanıyor, en tatlı en cekici renklerini bezeniyor. insan sevdigine nasıl hazırlanırda agaclarda o sekilde bekliyor karakısı. ankarada karakıs bembeyaz bi ortudur karalıktan ziyade. hatta yollarına serilir yapraklar beyaz ortunun, gelse die kendini yerlere atar. simdi dusunuyorumda dunyada farkında olmadıgımız ne cok sevgi var. yere dokulen yaprakların toprak sevgisi var belkide, topragın bagrında kaybolup kendini onunla butunleştirme :) . kucuklukten alıskanlıgımdır agacların altında biriken yaprakları toplayıp ustune oturmak yada onları dagıta dagıta yurumek. cıkan hısırtıları dinlemek, onları ezmeden oradan oraya savurmak, aralarındaki o hafif nemi hissetmek. ve bununla mutlu olabilmek. dokulen yapraklar hiçte kırılgan degillerdir bide, kendilerine has bi yumusaklıkları vardır, bole bi hassasiyetleri, ama ne yesil halinde bile daha kırılgandırlar, onlarda buyudukce olgunlasıyorlar mı ne :) , Yaratan bilir…bu yıl karakıs erken bastırsada, agacların arasında yaprakları dagıta dagıta kosamasamda, yalın ayak icinde gezip ıslanamasamda, ankarada belki bu son sonbaharım olsada seviyorum ben sehri ve bu sehrin her tonunu…

-ebrasi

hebrasi - benim dünyam

bu gece ankarada yağmur var :)

May15

bu gece yagmur var ankaramda. özlenen gunler yavas yavas geliyor. kısın soguguna inat ince elbiseler giyip doyasıya yagmurda ıslanma zamanı. bugunun o garip kosturmacasının ustune, bu haftanın o aptal yogunluguna karsı haftaya yagmurla noktayı koymak var bu gece….
 bugun bi kez daha ailemin, canım annemin ne kadar cok hayatımda oldugunu anladım.sabah gelen hastalık haberi ve aksamında doktordan aldıgımız tek problemin anemi oldugu sozleri.gun boyu cektigim stres ve sonunda gelen mutluluk…bekleme odasında gazetede gordugum taziye haberleri (hasan tanık a ait).herseye ragmen, her olaya, her yaraya, her acıya ragmen elimdekiler…kaybettiklerim, kazandıklarımı golgelesede hala elimde olan tek varlıgım, tek destegim, tek dayanagım, tek hayat kaynagım, yasamam sevincim…AİLEM…
 yagmurda ıslanmak var bu gece…yagan yagmurla gozyaslarını dısarı akıtmak. yagmurla birleşip akması gozlerinden dertlerinin. zevkini cıkarmak var doganın temizlenişinin. dogayla beraber arınmakta var kirlerden…once ellerini acarsın yagmura.tanecikler doldurur avucunu.onlar birleşir, kavusur, kucaklasır. sonra saclarında hissedersin o zarif dokunusu. yuzune akan damlalar. bir annenin oksayısı gibi olamaz asla ama onların da rahmet dolu dokunusları var kendi caplarında. Kadir yaratıcının rahmetiyle donatılmıs her bir yagmur damlası, kendilerine verilen emirden bir an olsun sapmadan gidecekleri yola dogru yol alırlarken, o muazzam rahmetide beraberinde tasır. hem damlasında ayrı bi hikmet olan o tanecikler akar gider.dur diyemezsin, tutamazsın,zaten kendine hukmedemezsinki onlara hukmedesin.
 yavas yavas adımlarla ilerlerken yagmurun kalbine, silersin beyninden herseyi.sadece sen ve O vardır. herseyden kendini soyutlayıp, sonsuz tefekkuru tatmaya baslarsın. her damla anlatır hikayesini gider yoluna. atarken usul usul adımlarını,bu kadar yazdıktan sonra, greenday eslik eder sana.I walk a lonely road, the only one that I have know, don t know where it goes, but I walk alone…but with rain. sonra bir sarhos edasıyla salına salına yurumek var yagmurda.yollarda kıvrıla kıvrıla.işte boyle bi ıslanmak var aklımda. walkmandeki muzik bu olmucak.belki walkman olmucak,cunku bugun degişiklik yapıp tekil takılmıcam.ama belki zamanın otesinde tekde kalabilirim
 herkese acık bu gece,sonun kadar….

2 Mart 2006

ebrasi

hebrasi - benim dünyam

eternal sunshine

May15

elim gitmiyo bi turlu winamptan o sarkıyı kaldırmaya, bile bile acı cekiyorum dinlerken ama seni hatırlatırken cektigim acıyı umursamıyorum belkide, belkide sen hep acı cektirdigin için artık alıstım acılara. bi elim gitse, hatıraları birer birer silmeye baslasam belki seni de silebilirim bir gun. ya aynısı tekrar karsıma cıktıgında seni geri yasatmak ister miyim? eternal sunshine of the spotless mind daki gibi mi olurum? kendi istegimle sildirip sonra irademe karsı koyamaz mıyım acaba sildirmeye calısırken, yada sildirmişken geri hatırlar mıyım? ne kadar yasamın içinden bi filmmiş simdi anlıyorum, sevgilerin ustunu kapatmak için onu notrleyecek kdr nefret gerek belki de, ama yeticegini dusunmuyorumi bi yerde “guzeldi” der insan sanırım. yada korn un dedigi gibi hatıraları silerken de senin için aglar mıyım? cok acı bi sarkı o da. senin soyledigin hersey yalanmıs aslında, aslında benim yasadıgım bu degil mi? benim ruhumun kaldırabildigi bu sanırım, yanan gozlerin gecti artık, sana ihtiyacım oldugunu da biliyorum ama hiç ulasamadıgım daha da benden uzaklasırken buna hiç engel olamıyorum. simdi fark ediyorum demiş korn ama ben farkettigim halde yanmaya devam ettim. bi çok seyi aşmayı becerirken seni astıgımı sanıp avuttum kendimi, sanmalarımın yerini gercekler alıncada bilmiyorum ne haldeyim. kıskanclıgın alevlerinde yanıyorum ama daha da yanacagım gercegi karsımda duruyor zaman gectikce. sildirmek istiyorum hafızamdan herseyinle seni. noktasına virgulune kdr, elimin ulasamayacagı yerlerde hala var olacak olman acı veriyor dusundukce. alıskanlıklarımı bırakma riski sırıtıyor inatla. ben kactıkca, sen daha da yaklasıyorsun farkında olmadan, umut vermiyorsun ama seni uzakta tutamıyorum, yerimi birileri doldurabilse keske, ben gokyuzunden seyretsem sadece. zaman herseye ilaç iken gun gectikce silecek sey artıyor, dinlemek istemedigim seyleri dinliyorum, duymak istemedigim seyleri duyuyorumi ne kadar ortak bi cevre edinmişiz farketmeden, seni silmek demek sıfırdan bi hayat demek, elimde olanlarıda seninle beraber silmek demek…
 orada cekmecede 7.35 bir silah
 ve burada zaten öldürdüğün bir yurek
 vur bitsin
 ebrasi

hebrasi - benim dünyam

satranç ve hayat

May15

en sevdigim oyundur satranc, her daim oynaması keyif vermiştir, bu cumleler de en bi benimle alakasız bi giriş oldu ama beynimden yazmak istedigim kelimeler ucunca kalanlarla bu cıktı, belki duygu yogunlugum artar esas yazmak istedigimi yazarım, tmm sustum cok feci bi girizgah oldu

hayatı bir satranc oyunu gibi gordum bu gece.nerden esinlendim, Emret Komutanım Sah Mat filminden.aslında filmle ucundan yakından alakası yok, sah-mat a takıldım ben. surekli korumaya calıstıgımız canımız sah, ve onun ölümle burub buruna geldigi her an şah cekilen an. mat oldugumuz ise azraile canımızı verdigimiz an. cok basit dimi, oyunda verdigimiz şah aslında biziz. her seyle korumaya calısıtıgımız, mat olmamak icin piyonlar sureriz, bahaneler uretiriz karsı tarafa, neler neler sunarız, rest cekeriz hayata aslında sah cekerken azraile. her tasın sah için ayrı bi onemi vardır, her bir tas hem savunma hem saldırı yapar, ole futbol maclarındaki gibi defans defanstadır fln degil. yukleniriz hayata, hem koparmaya birşeyleri hemde yitirmemeye calısırız. piyon verirken atı almaya kasarız, taviz verirken baska dinamikleri korumaya calısmak gibi.
piyon: piyon basit bir tas gibi gorunur, ama onun içinde vezir olma arzusu bile vardır, kimileri için ise 3. bir attır, ki satranc ustalarının vazgecilmez tasıdır at. piyon ufak seylerdir hayattaki, kaybedilse de birsey gitmez gibi bakılır, ortamı kalabalıklastırır. halbuki usta bir oyuncu bi iki piyonu hareket ettirerek oyun bitirir. duz ilerler, capraz yer. adımları kucuktur, ama omzuna yuklenen yukler buyuktur, file yem olmustur, yada koskoca atı sıkıstırır, sah bile cekebilir yeri gelince. en korktugu fildir, cunku filin istila alanındadır, kaleyi korkuturken filden kacar piyon. coba matının silahıdır, bir araya geldiklerinde, pespese dizildiklerinde sınır tanımazlar. yeri gelir veziri yerler. hayattaki ufak adımlarımız piyonlar, verirken cekinmeyiz, ufak bir seyi kaybediyor gibi oluruz, aslında içinde vezir tasıyan bir yuregi vermisizdir. ufak adımlarla hedefe ulasmaya calısırız hayatta, merdivenlerin basamaklarını birer birer cıkarız, kosmak yerine merdivenlerde, ayagımızın takılıp dusme ihtimaline karsı. tek tek adım atmak guven verir insana. bi onceki adımından eminsindir, arkan kuvvetlidir, ayagını duzgun basmıssındır. piyon bu tek tek basamaklardır işte. vezirle sah cekersin ama piyonla korursun onu
kale: satranc oyuna en gec katılan tastır kale. dıstaki ortudur. belkide dısta oldugu için oyuna dahil olması gec olur. ama aslında saldırı once dısa geliyor. once dıstaki kabugumuzu zayıflatıyorlar, içeri sonra sızıyorlar. vezirle bir olunca kale, sah kacacak yer arar. en dıstakidir, oyuna en son girendir kale. kaleyi vermisseniz basta oyunun sonunda sahı sıkıstırmaya neyiniz kalıcaktır hesabını iyi yapmak gerekir. bizede saldırı dıstan geliyor, içten yıkmak zor, fil kaleyi urkuturken kale bişi yapamaz. once kalemizi istiyorlar, oyunun sonunda saldıracak bişeyimiz kalmasın istiyorlar. surlar yıkılınca içerisi dagılacak, yumurta kabugu catlayınca yumurta dagılır, ama zamanında catlarsa civciv cıkar ortaya. vezirle anarım ben hep kaleyi. belki de babamdan oyle geldi. sah cekilince daha yerinden oynamadan gidebilme tehlikesi yasar kale. içinden taviz vermemek için dıstaki ortu soyulur. aman dikkat oyunun sonunda elimizde ne kalacak?
fil: kullanmayı en cok sevdigim ama oyunda en kolay feda edilebilendir benim için. sadece tek cizgide hareket eder. kardesi olmazsa pek bi anlamı kalmaz. o sagdan sıkıstırır, sah soldan kacar, vezire kolay yem olur. zigzaglar cizer, dengesizdir, kardesi olmadan yarımdır. gorup gozetilecektir her daim. vezirle ava cıkar ama avlanır vezir ugruna. piyondan korkan tek tastır. bole ilginc yanıdır insanın fil. ismi dehsetli kendisi cılızdır, piyondan bile urker. acizligini bilmez bazen fil yem olur. acizligini unuttugunda kukrer. haddini bildiginde durulur, kardesi olunca işe yarar. acizdir fil, acizligi hatırlatır, vezire kafa tutar piyondan urker.
vezir:en gorkemli tastır, sahın yanında yer alır, her koruma ona duser, her seyi o planlar, her yere destek kuvvetle gider, kalesini alır saha cıkar, atını alır kukrer, filini alır eser ordan oraya. tek yenildigi vardır, at. maddidir, içten koruyamaz sahını, onune tas konunca tıkanır, yarı yolda kalır, sebeplere takılır, engeli coktur onun, yeri gelir piyon, yeri gelir fil, yeri gelir kale feda edilir onun bası ugruna. para gibidir, savrulur ordan oraya, onu kazanmak için tavizler verilir. engellere takılınca sarsılır insan.haddini bilmelidir vezir. edebini takınıp acizliginide kabullenmelidir, saha kalkınca esmelidir deli yeller gibi. amma velakin fil gibidir, aciz olur bazen. tek basına iş bitirsede bazen yedek kuvvet ister. ordusunu ister arkada. ordusundan feda eder vezirin bası için once, sonra sahın bası için. dengelemek gerek veziri. fazla havalara bindirmemek, enaniyete kaptırmamak, ruzgarının siddetiyle savrulmamalı o, atın yelelerine takılabilecegini dusunmelidir her daim.
at: sona sakladım o kdr :) . iç dinamizm benim için at. en tıkanılan yerde onune cıkan hiç birsey onu sarsamaz.L ler cizer etrafta. koselerden yaralanır at. ortasında ask vardır, sahını koruma askı. kimse onu durdurmamaz. vezirin atı olmasının sebebi odur, tıkandıgı yerde kossun die, vezirin gecemediklerini gecsin die. sahına sadıktır at. hem iyi korur hem iyi saldırır. at ın karsılıgı yoktur. vezir verilse belki verilir at. farketmeden gelir saldırır, gozu gormez insanın. sınırsızdır gucu, gucunu baska yerden alır, içten hisseder, vezir ne kadar maddi ise o da o kdr manevidir. içine girilmez atın. L nin uclarınsan ısırılırsa darbe verilir. içerisi kazandır ask atesi dolu. içerdeki ask saglamsa sah guvendedir.içteki guzellikler ne kdr fazlaysa, sorunlar kdr kolay asılır. anlayana…
sah: ruhumdur, azraile er gec verilecek olandır, korumakla yukumlu oldugum bedenimdir, ahirette benden sikayet edebilecek olandır. hersey onun için calısır, saldırılır, savunulur, her giden parcada sahın biraz daha içi acır, bir yavrusu daha gider her darbede, bir uzvunu daha yitirir.
 sah mat edilirse guzel bir dunya bizi bekler, sahın bası verilirse bu dunyaya teslim olmusuz demektir…
 ebrasi

hebrasi - benim dünyam

Üstüne mi gitmeli, yoksa akışına mı bırakmalı

May15

Herşey yolunda gidiyordu, ya da öyle gözüküyordu, ufak anlasmazlıkları halletmişlerdi aralarında, ama bu ufak tartısmaların aslında biriktiğinin farkında değildi ve bir gun aşılamaz hale geleceğinin. her gunah kalpte bir leke bırakırmıs, latifeler zamanlar ölürmüş.anlasmazlıklarda zedelemişti onları, bir gün hepsi siyah olmuştu, cıkarılamayacak kadar simsiyah, en kötüsü hiç farkermemişlerdi bile.
 yaşananları geride bırakıp yaşamaya devam etmeleri gerekiyordu, kalp acı ceksede, beyin silemese de geriye dönüş zordu, gurur vardı arada. yaralanmıstı bi kez kalp, affetmek zordu hem de çok zor. elde kalan hatıralardı. burda bunu yapmıştık, burda da beraberdik, bunu yemiştik, bunu dinlemiştik, beraber saatlerce sessizce oturup, düşüncelerimizle konuşmustuk. elde kalan sadece baktıkca, gordukce hatırlananlar. acıdan öte yürek sızlıyordu, derinlerde bi yerde bi bıçak yarası kalmıştı kapanmayan. her sarkının her satırında her kelimesinde gizli bi acı vardı, yaralayıp geciyordu bedeni. ne yapacaktı?
 çiviyi çivi söker modunda acının üstüne mi gitmeliydi yoksa hatıralardan hatırlamayana kadar kaçmalı mıydı? zaman herşeyin ilacıydı nasıl olsa. elbet yeri dolardı yada dolamadıkca hatırlanırdı ama hatırlandıkca azalacaktı, yoktu bi daha olmayacaktı, olsa bile bi daha eskisi gibi olmayacaktı. gözlerine bakınca eskisi olmayacaktı, paylasılmayan kocaman bi zaman dilimi surekli arada olacaktı.
 uzun zaman gerekiyordu unutulması için, her kelimenin hafızadan silinmesi için, ismi anılınca gözler dolmayana, telefon calınca kalp carpmayana, konusulunca bişi ifade etmeyene kadar uzun zaman geçmesi gerekiyordu, ağlamadan, beyinde simsek gibi sakmayarak, kaçmak gerekiyordu bütüüün hatıralardan ya da;
 acı çeke çeke üstüne gitmek gerekiyordu, inadına aynı şarkıları dinleyerek, ağlayarak sızlayarak, resimlerine bakarak, her birine tek tek bakıp bişi ifade etmeyene dek. en cok kullanılanlar klasorunden sıradanlaşmıslara gecene kadar. elbet bi gun artık baymaya baslar nasıl olsa, daha çok hatırlayıp daha çok sıkana kadar uğraşmak mı gerekti karar veremiyordu

karar verebildiği tek birşey vardı, elbet bir gün açacaktı…

ebrasi

hebrasi - benim dünyam
yeni yazar kayit ve eski yazar giris